Cellat mezarları, canlılara hayat veriyor!Tümü

Kimdir bu cellatlar? Osmanlı'da cellatlar nasıl seçilirdi? Neden böyle bir meslek seçtiler? Ali İhsan Gülcü’ye sorduk...

Ali İhsan Gülcü

Haber: Deniz Çıplak

Fotoğraf: Enes Çatalkaya

Osmanlı döneminde resmi teşkilat bünyesinde görev yaparak çeşitli mahkumların infazında görev alan cellatların öldükten sonra defnedildiği Türkiye’deki tek toplu Cellat Mezarlığı, Eyüpsultan Piyer Loti mezarlığında bulunuyor.

Mevtanın cinsiyetini, sosyal statüsünü gösteren sembollerle işlenmiş mezar taşları, eski tabirle şahideler, uzun bir tarihin canlı şahitleri; şehirlerin mermerden süsleridir… Hanımların, şahidesi çiçeklidir. Erkeklerinki ise yerine göre fesli, sarıklı, külahlıdır. Görenleri, düşündürüp hüzünlendiren, bazen tebessüm ettiren, bazen de cellat mezar taşları gibi ürküten nişanelerdir.

Her toplumda çoğu zaman ölülerden ve ölümden bahsetmek korkutmuştur insanoğlunu… Cellatlar ise her zaman korkulan hatta kimilerince lanetlenen kişiler olmuşlardır. Öyle ki Osmanlı döneminde cellatlar sadece yaşarken değil, öldükten sonra bile toplum tarafından dışlanmış ve mezarları bile ayrı tutulmuştur…

İstanbul Eyüpsultan Mezarlığı'nda Piyer Loti’de yer alan ve başlarında dikdörtgen taşlar bulunan bu mezarlık, dünyada tek cellat mezarlığı olma özelliğini taşıyor...

Kimdir bu cellatlar? Osmanlı'da cellatlar nasıl seçilirdi? Neden böyle bir meslek seçtiler?

Tarih Araştırmaçısı ve Yazar Ali İhsan Gülcü’ye sorduk...

Osmanlı İmparatorluğu’nda cellatların genellikle ahalinin defnedildiği mezarlıklara gömülmediğini söyleyen Gülcü, cellat mezarlarını ve cellatları anlattı.

MEZAR TAŞLARINDA NEDEN KİTABE BULUNMAZDI?”

"Osmanlı’da cellatlar ayrı bir yerde defnedilirdi. Mezar taşları üzerine beddua edilmesini engellemek için herhangi bir bilgi yazılmazdı. Mezar taşlarında hiçbir yazı ve işaret bulunmazdı. Bu, geride kalan yakınlarına, eşine ve ailesine kötülük yapılmasını engellemek, mezarları tahrip etmekten korumak için alınan bir önlemdi.

Cellatlar Osmanlı tarihi boyunca normal bir müessese olarak devam etmiştir. Günümüzün infaz memuru gibi. Cellatlar gizli tutulurdu. İsimleri bilinmezdi. Genellikle resmedilirken de yüzleri örtülü olarak resmedilir, kimlikleri saklı olurdu"

CAN ALAN CELLAT, ÖLÜMÜYLE KUŞLARA, CANLILARA HAYAT OLUYOR!”

"Bizim mezar geleneğimizde, kuşlar ve canlılar için, onların su ihtiyacını karşılamak için mezar taşlarının üst kısmı oyulmuş ve su kabı şekline getirilmiştir. Bakın işte burada oyuk var. Kuşlar, canlılar buradan su içebiliyor… Paradoksu düşünebiliyor musuz? Dünyada işi can almak olan cellatların mezar taşları, kuşlara, canlılara hayat veriyor..."

SARAYDA HER DAİM CELLAT BULUNURDU…”

"Osmanlı'da her zaman cellatlar bulundurulurdu. Bir grup cellat, padişah ve diğer yüksek rütbeliler için her an hazır durumda bekletilirdi"

EŞYALAR CELLATIN OLURDU”

"Öldürülen kişinin cesedi ve üzerindeki kıymetli eşya, para ve giyecekleri cellatın malı sayılırdı. Cellat cesedi isterse atar, isterse ölünün sahiplerine mevki, rutbe ve konumuna göre parayla satardı"

"SAĞIR VE DİLSİZLERDEN DE CELLAT SEÇİLİRDİ"

"Cellat mezar taşları, iki metre yüksekliğinde, 40-50 cm. genişliğinde, dikdörtgen şeklindedir. Birçok insan bu taşların bu mezarlıkta ne aradığını, niye dikildiklerini bilmez, ama normal mezar taşları ile yan yana öylece dururlar. Osmanlı’da sağır ve dilsizler arasından da cellatlar seçilirdi. Sağır olmaları, kurbanlarının sesini, çığlıklarını duyup etkilenmemeleri içindi"