Meral Enersoy: İnsanların hayal ettiğini, biz şu an yaşıyoruzTümü

Eyüpsultan Postası’nda bu kez, şehir hayatını tamamen bırakıp Eyüpsultan’a bağlı Çiftalan Köyü’ne yerleşerek hayvancılık yapmaya başlayan Meral-Halit Enersoy çiftine konuk oluyoruz.

Meral Enersoy, çiftalan köyü, doğal yaşam, köy, sağlık, eyüpsultan, halit enersoy

Haber: Dilan Kaya

Fotoğraflar: Ayşe Tarakcı

Kamera: Telat Yöndem

Büyük şehirlerde yaşayan pek çok insanın, özellikle orta yaşın üstündekilerin hayallerini güneyde bir sahil kasabasına yerleşip doğal ve dingin bir hayat yaşamak süslüyor...

Bunu kimi gerçekleştirebiliyor kimiyse bu göç için gerekli şartlar oluşmadığından bu idealleri hayalden öteye geçemiyor. Aslında uzaklara gitmeden, doğal köy yaşamına İstanbul yakınında da kavuşma şansı bulunuyor.

İstanbul’un Karadeniz kıyısındaki köylerinde yaşayan aileler bu konuda çok şanslı... Onlar hem İstanbul gibi dünyanın en göz alıcı metropollerinden birine yakın Eyüpsultan gibi önemli bir ilçede hem de doğası, dinginliği ve organik yiyecekleriyle muhteşem bir köy olan mahallede yaşama şansına sahip.

Eyüpsultan Postası’nda bu kez, şehir hayatını tamamen bırakıp Eyüpsultan’a bağlı Çiftalan Köyü’ne yerleşerek hayvancılık yapmaya başlayan Meral-Halit Enersoy çiftine konuk oluyoruz.

Önceleri sadece hafta sonu çocuklarıyla birlikte nefes almak için geldikleri köylerine bundan 4 yıl önce tamamen yerleşerek burada hayvancılıkla uğraşma kararı aldıklarını söyleyen çift, kurdukları hayali gerçekleştirecek cesareti gösteren şanslı örneklerden...

Tabii ki bu kararı alırken her şeyin kusursuz ilerlemediğini belirten genç çift, İstanbul’un en güzel ilçelerinden birinde köy hayatı yaşayabilmenin avantajlarına sahip.

“ÇOCUKLARIMIZ SAĞLIKLI VE HUZURLU BİR ORTAMDA BÜYÜSÜN İSTEDİK”

Kasımpaşa’da doğup, Beyoğlu’nda büyüdüğünü ve hayatının hep buralarda geçtiğini belirten Meral Enersoy, evlendikten sonra çocukları olunca bu köye yerleşmeye karar verdiklerini söylüyor.

Eşiyle İstanbul Ticaret Lisesi’nde okurken tanıştığını ve daha sonra bir arkadaş ortamında tekrar karşılaşarak evlenmeye karar verdiklerini dile getiren Meral Enersoy, “Evlendikten sonra Beyoğlu’nda oturmaya devam ettik. Burası eşimin köyü, biz de hafta sonları gelip gidiyorduk. Beyoğlu’nda hayat yoktu artık, çocuklarımız dışarıda oynayamıyor, hayvanları sevemiyordu, insanların birbirine saygısı kalmadı. En iyisi çocuklarımız sağlıklı, huzurlu bir ortamda büyüsün dedik. Burada çok mutlular, biz de çok mutluyuz” diyor.

Başlarda eşiyle birlikte bu hayatın her türlü zorluğuna katlanma konusunda endişeler yaşadıklarını belirten Meral Hanım şöyle devam ediyor:

“Önce eşimle ben karar verdik. Daha sonra çevremizden olumlu tepkiler aldık ama yapamazsın diyenleri de çok fazla duyduk. Ben hiç hayvan tanımıyordum mesela, ineği burada tanıdım ama hayvanları çok sevdiğimiz için ve eşim de aşina olduğu için alıştık.”

“İNSANLARIN CESARET EDEMEDİĞİ HAYATI BİZ YAŞIYORUZ”

Şu anda çoğu insanın hayal ettiği hayatı yaşayamadıklarını söyleyen Meral Enersoy, şöyle devam ediyor:

“Biz cesaret ettik, insanların cesareti yok. Buraya geliyorlar ‘Burası çok güzel ama kışın burada nasıl yaşıyorsunuz’ diyorlar. Bunda bir şey yok, eskiden hep soba vardı mesela. İnsanlar lüks hayatı tercih ediyor, bunu anlamıyor. İnsanların hayal ettiği, cesaret edemediği hayatı biz yaşıyoruz.

Buranın zorlukları var evet ama ben sobayı yakıp ısındığım zaman mutlu oluyorum. Sabah erken kalkıyoruz, ama ben İstanbul’da yaşayan bir insandan daha dinç olduğumu düşünüyorum. İstanbul’dayken oturup televizyon başında pinekliyorduk. Zorlukları var ama bunları görmüyorum.”

“DOĞAYI ÇOK SEVDİĞİM İÇİN KIZIMIN ADINI DOĞA KOYDUM”

Ayrıca bu köye ilk geldiğinde hemen bağlandığını ifade eden Meral Hanım, şunları söylüyor:

“Benim büyük kızımın adı Elif Doğa. Doğa ismini, doğayı çok sevdiğim için koydum. Ben ağaçları, hayvanları, toprağı seviyorum o yüzden buradayım. Apartman yaşamı bana göre değil, ben dışarı çıktığım zaman direkt toprağa basmalıyım, toprağı görmeliyim.”

Daha önce muhasebecilik yaptığını ve tiyatroyla ilgilendiğini dile getiren Meral Hanım, “Sahne önüne çıkmışlığım da var ama sahne arkasında çok çalıştım. Sosyal faaliyetimiz çok fazlaydı, sinemalar, tiyatrolar ama insanlardan, kaprislerinden yoruldum artık. Böyle bir imkânımız, evimiz ve ahırımız da vardı. Böyle bir fırsat çıkmışken bunu değerlendirelim, gidelim artık köyümüzde oturalım dedim. Eşim başta çok fazla gelmek istemedi ama biz zorladık.” ifadelerini kullanıyor.

“DEVLETTEN HAYVAN DESTEĞİ ALDIK”

Eşi Halit Enersoy’un taksicilik yaptığı dönemde tesadüfen haberdar olduğu hayvan desteğinden sonra burada hayvancılığa başlama kararı aldıklarını söyleyen Meral Enersoy hikâyelerini şöyle anlatıyor:

“Eşim taksiciyken buradan İstanbul’a dönüş yolunda kahvenin önünden bir abi binmiş arabasına. Devlet hayvan veriyor ben çocuklarıma söylüyorum onlar gitmiyor, istersen sen bir bak demiş. Eşim de o gün ilçe tarımla konuşuyor ve belli şartlar olduğunu öğreniyor.

Daha sonra beni arayıp bir şansımızı deneyelim dedi. Ben de neden olmasın dedim. Başvurduktan bir süre sonra telefon ettiler size çıktı diye. Hayvanları aldık ve onları ahıra soktuktan sonra dedik ki artık biz buralıyız. Geçimimizi tamamen hayvancılıktan sağlıyoruz şu an.”

Sosyal anlamda da her türlü imkâna sahip olduklarını söyleyen Meral Hanım “Biz İstanbul’a uzak değiliz, burada her türlü imkân var. Mesela çocuklarımız sinemaya gitmek istediğinde, sinemaya götürebiliyoruz. Ama burada ata da binebiliyorsunuz, hayvan da sevebiliyorsunuz, İstanbul’da bu yok. Ben bahçede ağaçların içinde kahvaltı yapabiliyorum mesela ama İstanbul’da insanlar yeşillik bile göremiyor artık” diyor.

“ÇOCUKLARIMIZA DAHA ÇOK VAKİT AYIRIYORUZ”

Buraya geldikten sonra eşiyle olan ilişkisinin de olumlu etkilendiğini vurgulayan Meral Enersoy şöyle konuşuyor:

“Biz burada yorulduğumuz zaman denize bakıp gözlerimizi dinlendirebiliyoruz mesela. Hem çocuklarımıza hem kendimize daha çok vakit ayırıyoruz. Eğitim konusunda da sıkıntımız olmadı, servisle 10 dakikada okula gidebiliyor çocuklar.

Eyüpsultan, Alibeyköy, Sütlüce ve Kasımpaşa gibi İstanbul’un pek çok yerinden müşterileri olduğunu dile getiren Meral Enersoy şunları söylüyor: “Süt alanlar bize katkı olup olmadığını soruyor. Biz de diyoruz ki bir kere alın beğenmezseniz bir daha almazsınız.”

“İNSANLAR BİLGİSAYAR BAŞINDA ÇALIŞIRKEN MUTLU DEĞİLLER”

Meral Hanım, Ayrıca burada kendilerine zamanın yetmediğini çünkü sürekli çalıştıklarını söyleyerek şöyle devam ediyor:

“İstanbul’da zaman hızlı akmıyor, İstanbul’da insanlar sistemin akışına uyuyor, biz burada sistem oluşturmaya çalışıyoruz. Biz burada kendi işimizi yapıyoruz ama onlar bilgisayar başında çalışıyorlar ve mutlu değiller.”

Son olarak köyde bir günlerini nasıl geçirdiklerini sorduğumuzda ise Meral Hanım şunları anlatıyor:

“Sabah 7’de kalkıyoruz, eşim ahıra geliyor. Hayvanları besledikten sonra ben de ahıra gidiyorum, eşim sütleri sağmış oluyor. Sonra eşimin güğümleri taşımasına yardım ediyorum. Eşim hayvanları meraya salıyor, hayvanlar akşama kadar orada otluyor. Ben onu arabayla almaya gidiyorum.

Eve saat 10.00 gibi geliyoruz ve kahvaltıya oturuyoruz. Sonra sütlerimizi soğutuyoruz ve siparişe göre onları torbalayıp arabaya diziyoruz. Eşim gün içerisinde onları İstanbul’da dağıtıyor. Ben eve çıktıktan sonra bahçemi toparlıyorum, çiçeklerimi suluyorum.

Ardından iki saatimi çocuklarıma ayırıyorum, sonra yemek hazırlıyorum ve eşim süt dağıtımından gelince onun bidonlarını yıkıyorum. Hayvanlar geliyor, onları tekrar besliyoruz. Sonunda derin bir nefes alıp bahçede çay keyfi yapıyoruz.”

“BABAMIN BU KÖYDE BİR YERİ OLMASI EN BÜYÜK AVANTAJIMIZ”

Burada tam bir köylü olarak yaşamadıklarını merkeze çok rahat gidip geldiklerini söyleyen Halit Bey ise şu ifadeleri kullanıyor:

“Böyle bir karar almayı başkalarına da tavsiye ederim ama şu dönemde bizim kadar şanslısı yoktur. Burası zaten kendi evimiz, Sütlüce’de kiradaydık. Buraya gelme kararı aldığımızda evimize bir tadilat yaptırdık, pek fazla bir maliyetimiz olmadı.

İnek sütü ve manda sütü üretiyoruz, perakende bir şekilde müşterilerim sabit. Paketliyorum adreslere teslim ediyorum. Ben daha küçük çalışıyorum ama büyük hayvancılık yapanlar sistemini oturtmuşlar. Burada hayvancılığı geliştirmek istiyoruz ama şimdilik ileriye dönük çok bir planımız yok”

Böyle bir yeri olmayan insanların hayvancılıkla uğraşmasının kolay olmayacağını da belirten Halit Enersoy, babasının böyle bir yeri olmasının çok büyük bir avantaj olduğunu da vurguluyor. Fakat insanların başarabildiği takdirde bu işten kazandığı parayı da başka bir yerden kazanamayacağını ifade ediyor.

“ÇOCUKLARIM ŞİMDİ HER AN YANIMDALAR”

Çiftalan Köyü’ne yerleştikten sonra eşine ve çocuklarına çok büyük zaman ayırmaya başladığını dile getiren Halit Bey, şunları söylüyor:

“Zaten evliydik ama evli olduğumu daha iyi hissettim. Taksiciyken gece üçten öğlen üçe kadar çalışıyordum ve çocuklarımı uyurken görebiliyordum ama şimdi her an yanımdalar. Burada çok sıkışık bir zaman yok, toplam 4-5 saat periyotlarla çalışıyorsunuz. Ama aralardaki saatlerde boşsunuz.”

Fırsatı olanların böyle bir yerde yaşamalarının hem maddi hem manevi daha iyi olduğunu belirten Halit Enersoy, şöyle devam ediyor:

“Benim çocukluğumda burada çok büyük hayvancılar vardı. Ama şimdi hayvancılık bitti, devletin elinden geldiğince böyle yerlere hibe vermesi gerekiyor. Ülkemizde tarım ufak ufak bitiyor. İstanbul’da hayvancılık yapılabilecek tek yer burası şu an. Burada destekler, hibeler verilerek benim gibi birçok genci bağlayabilirler.”